MODERNLEŞME OLGUSU
Modernleşme Kuramı II. Dünya savaşı sonrasında Batıda yeni siyasi ve ekonomik gelişmelerin yarattığı ihtiyaçlara karşı olarak Batılı sosyal bilimcilerce ortaya atıldı. Kuram bu gelişme ve ihtiyaçlar çerçevesinde Batının kendi dışında kalan Batı dışı toplumlara bakışını yansıtmaktadır.
Modernleşme bireysel bakımdan geleneksel kabul ve yaşama üslubunun terk edilip; bunların yerine daha yeni daha geniş kitleler tarafından benimsenmiş bir yaşama biçimini kabul etmek olarak anlaşılabilir. Toplumsal olarak ise belirli bir derece statikleşmiş yerleşik müesseselerin yerine yeni, görece daha kuvvetli kabul edilen müesseselerin oluşturulması olarak kabul edilir.
Modernleşme özgül bir değişmeyi değil fakat birbiriyle iç içe geçmiş dönüşüm süreçlerinin bir yumağını ifade etmektedir.
Modernleşme tek bir model olarak ortaya çıkmaktadır. Bu model Batı endüstri toplumlarının gelişme modelidir. Einstandt modernleşmeyi tarihsel olarak Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da geliştirilmiş olan toplumsal ekonomik ve siyasal sistemlere doğru bir gelişme sürece şeklinde tanımlamaktadır.
Modernleşme tarihte ilk kez Batı toplumlarında vuku bulan biricik bir olay değil, ilk insan toplumlarından günümüze sürüp gelen ve bütün insanlık tarihini dolduran evrensel bir olaydır.
Modernleşme günümüzde anlaşıldığı gibi batıyı körü körüne taklit değildir. Modernleşme; Kültürel değerlerin korunarak, teknolojik ve ilmi seviyenin yükseltilmesi, bilim adına yapılan yeniliklerin alınması, insanların yaşam düzeylerini artıracak, bilgi düzeylerini yükseltecek ve daha bir çok alanda topluma ve ülkeye yararlı olan yenilikler olarak belirtebiliriz.
TANZİMATTAN CUMHURİYETE TÜRK MODERNLEŞMESİ
Osmanlı devleti yarım asır dünya siyasetinde etkili bir rol oynamış, Batılı devletler tarafından devamlı örnek alınan, kıskanılan ve düşmanlık beslenilen bir devlet konumunda bulunmuştur. Belli bir zaman sonra Osmanlı devleti dünyadaki önemini yitirmiş çağın gerisinde kalır duruma düşmüş, eskiden olduğu gibi örnek alınan değil örnek alan konuma gelmiştir. Osmanlı devleti artık batılı devletler karşısında durabilmek için bazı değişiklik ve yenilikler yapma ihtiyacı duymuştur. Bu yeniliklerin en köklüsü Tanzimat’tır.
Osmanlı dönemi batılılaşma hareketleri Tanzimat’a kadar olan devrede sadece ordunun ıslahına yönelmiştir. Diğer alanlardaki yenileşme hareketleri ikinci derecede girişimler olup, bu esas gayeyi desteklemek içindir. Bunun nedeni Avrupa karşısındaki mağlubiyetin sebeplerinin ordu düzeninin bozulmasına bağlanmış olmasındandır. Eğer ordu modernleştirilirse aradaki fark kapanacak ve her şey yoluna girecektir. Ancak ordunun ıslahı yönündeki çabalar bir sonuç vermeyince Tanzimat döneminde siyasi düzenin değiştirilmesine ve Toplumsal yaşamın diğer yönlerine doğru yenileşme hareketleri genişletilmiştir.
Tanzimat batının gerisinde kalan ve çeşitli milletleri içinde barındıran Osmanlı’nın kendi iç düzenini korumak ve Avrupa’ya iyi görünmek için yapılmıştır. Tanzimat harekatı bir taraftan da Osmanlı memleketinde hürriyet fikrinin doğmakta olduğunun ilk belirtisidir. Tanzimat askeri ve teknik olarak başlayan batılılaşmanın siyasi-hukuki bir şekil alması demektir. Tanzimat Fermanı Sultan Abdülmecid devrinde Sadrazam Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanıp 3 Kasım 1839’da Gülhane meydanından okunmak suretiyle ilân edilmiştir.
Tanzimat tebanın hayatı, namus ve mülkiyet güvenliği, iltizamın ve ona ilişkin bütün suistimallerin kaldırılması, silahlı kuvvetlere sürekli ve düzenli asker alınması, suçla ittiham edilenlerin adil ve açık muhakemesi ve kanunların uygulanması, her dindeki kişilerin eşitliği gibi ilkeleri ilân etti. Bu reform harekatı kendi dönemiyle sınırlı kalmadı. I ve II. Meşrutiyet rejimlerini, bir çok fikri ve siyasi harekatı ortaya çıkardığı gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan kurum ve fikirlere de kaynaklık etti.
Tanzimatla birlikte yapılan yenilikler Müslüman çoğunluğun yerine azınlıkların işine yaradı. Azınlıklar Tanzimatla birlikte toplumda ayrıcalıklı bir duruma geldiler. Tanzimat Fermanının müsaderelerinden faydalanan azınlıklar ekonomik alanda kuvvetlendiler. Yabancı sermayenin memlekete serbestçe girmesi ve onları koruması ticaret işlerinin ellerine geçmesine sebep oldu. Ortaçağ loncaları çözülüyor, kapalı çarşı ve kabanlar zayıflıyor, hata Tanzimat sırasında doğmaya başlayan Hayriye esnafı bile yabancı sermayeden yardım gören azınlık ticaretiyle rekabet edemiyordu. Bu hal Tanzimat’tan sonra Feodal Türk endüstrisinin birçok dallarının yıkılması ticaretin kısmen azınlıkların eline geçmesi, azınlıkların asker olmamaları yüzünden Türk halkına göre nüfusça çoğalması gibi, Türkiye’nin ve Türk halkının aleyhine sonuçlar doğurdu. Türkler artık yalnızca memur ve çiftçi olacak bir duruma düştüler.
Tanzifatla birlikte azınlıklara bu kadar geniş hakların verilmesinin sebebi olarak Osmanlının Batı karşısında düştüğü aciziyeti göstermektedir. Tanzifatla birlikte yapılan bütün yenilikler Batı modeline göre tek bir çizgi çerçevesinde meydana geldi. Tanzimat’ın Mustafa Reşit Paşa gibi kurucuları Batının askeri ve idari yapısını Osmanlı İmparatorluğu’na aktarırken, Batının günlük kültürü de 2. Defa etkin bir biçimde imparatorluğa girmişti. Giyim, ev eşyası, paranın kullanışı, evlerin stili, insanlar arası ilişkiler Avrupai olmuştu.
Tanzifatla birlikte yapılan yenilikler ikili bir sistem içinde; eskiyi yıkmaksızın yeninin kurulmasıyla olmuştu. Tanzimat da diğer modernleşme hareketlerinde olduğu gibi yukarıdan gelmiş ve halkın bu kurallara uyması, yapılan yenilikleri benimsemesi istenmiştir. Böyle olunca Tanzifatla yapılan yenilikler gerçek bir başarı elde edememiş, Hukuki ve idari reformlar çok kez yanlış anlaşılmış ve yeteneksiz olarak uygulanmıştır.
Bütün başarısızlıklara, benimsenmeyen reformlara, oluşan ikili yapıya rağmen Tanzimat Türk siyaset ve fikir hayatında yeni oluşumların ortaya çıkması bakımından olumlu bir gelişme göstermiş, Basın yayın hayatı canlanmış, çeşitli fikir hareketleri ortaya çıkmış, millet, meşrutiyet, Cumhuriyet gibi kavramlar tartışılmış bu da siyasi gelişmeleri etkilemiştir. Tanzimat bir nevi Cumhuriyetin alt yapısın oluşturmuştur.
Tanzimat döneminde Gülhane Hatt-ı Hümayunu’ndan sonra Osmanlı yönetim sistemini kökten etkileyen ve değiştiren önemli düzenlemelerden biri de, 18 Şubat 1856’da ilân edilen Islahat Fermanıdır. Bu ferman Şeyhülislâm, Hariciye nazırı, Sadrazam ve Yabancı devletlerin elçilerinden oluşan bir kurul tarafından hazırlanmıştır.
Islahat Fermanı büyük ölçüde yabancı devletlerin hazırladığı ve Bab-ı ali’nin kabul etmek zorunda kaldığı tedbirler bütünüdür. Osmanlı devleti bu fermanı kendiliğinden ilan ettiğini dünyaya açıklamakla hükümranlık haklarını yalnız şekil yönünden kurtarmış oluyordu. Islahat Fermanı I. Meşrutiyete kadar iç ve dış düzeni sağlamak için yayınlanan Tanzimat Fermanının biraz genişidir. Islahat Fermanı Avrupa ve Rusya’nın baskısı sonucunda azınlıklara verilen önemli serbestlikleri içerir.
Islahat Fermanından sonra hükümet faaliyetlerinin açık bir eleştirisini ve bir meşruti reform programını Türkiye’de ilk kez 1860’larda buluruz. Bu fikirler önce Şinasi, Namık Kemal ve arkadaşlarının çevresinde gözükür ve o zamanın gazetelerinde biraz ihtiyatlı bir şekilde ifade edilir. Birçok düşünür islâmi nasların korunması suretiyle ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılardan arınabileceğine inanır. Bu çerçevede değerlendirilebilecek ilk Osmanlı entellektüelleri Yeni Osmanlılardır.
Abdülhamit Han 1876 yılında Kanun-i Esasiyi tasvib edip, destekleme sözü vererek, akli yetersizliği sonucu tahttan indirilen V. Murat’ın yerine padişah oldu. Osmanlı devletinde mutlakıyetten parlementolu meşrutiyete giden siyasi rejim değişikliği 1877'’e gerçekleşti. Osmanlı tarihinde ilk defa idare yetkisini şartsız Tanrıdan aldığı kabul edilen padişah yetkilerinin bir kısmını seçilmiş bir meclise devretmeyi kabul ederek meşruti rejime geçildi. Fakat bu ilk anayasal rejim fazla uzun sürmedi. Abdülhamit Han Anayasaya dayanarak ve 93 harbini bahane ederek meclisi süresiz olarak kapatmasıyla son buldu. Sultan Abdülhamit meclisi kapattı, yenilikçe ve Hürriyetçileri sürgüne gönderdi.
Batı fikirlerinin iyice anlaşılmaya başlandığı bir devre Sultan II. Abdülhamit devridir. Bunun sebebi yeni kurulan okullarda okuyanların ve yabancı dil bilenlerin artması olduğu kadar Padişahın kendisinin batıyı bir bakıma model olarak almış olmasıdır. II. Abdülhamit “Batıcılığı” Batının tekniğini, idari sistemini ve bilhassa askeri teşkilatını ve eğitimini alma şeklinde anlıyor; bunun yanında Müslümanlığı tebası arasında güçlendirmeye çalışıyordu. Sultan Hamid Han hem ekonomik yönden önemli olan, hem de devletin değişik sahalarda güçlenmesine yol açan, insan gücü eğitimi üzerinde büyük gayret sarfetti. Bu maksatla askeri sahada olduğu gibi, sivil sektöre de modern eğitimin getirilmesini sağlayan önemli adette müesseseler kurdu.
1908’de İttihat Terakki Abdülhamit’i ikna etmiş ve 30 yıldır sürdürdüğü istibdadına son vermiş, kapattığı meclisi yeniden açıp, II. Meşrutiyeti ilân etmişti. II. Meşrutiyette şimdi ve geçmişte olduğu gibi bir yenilik harekatı olarak ordudan gelmiş ve sultana zorla kabul ettirilmişti.
II. Meşrutiyetle iktidara gelen Genç Türkler özellikle eğitim alanında başarı gösterdiler. Kendilerinden önceki çalışmaları devam ettirerek laik anlamda yeni, ilk ve orta dereceli okullar ve öğretmen okulları kurdular. Kızların eğitim fırsatlarından yararlanma olanaklarını artırdılar.
Bu dönemin literatüründe yabancı öğretiler yeni siyasal ve toplumsal eleştirilerin teorik temelleri sağlandı. Bu yabancı entelektüel etkilerin ana kaynağı Fransa’dır; fakat onsekizinci yüzyılın Aydınlanma Felsefesi yerine ondokuzuncu yüzyılın sosyal bilimi Türk reformcu ve devrimcilerinin düşüncesine hakim oldu. Ortaya çıkan ilk etki Auguste Comte’unki idi; onun pozitivist sosyolojisi Ahmet
Rıza’ya İttihat Terakkinin ilk yorumlamalarını ilham etti. Türkiye’de laik radikalizmin daha sonraki gelişmesini derinden etkiledi. Prens Sabahattin kendi rakip okuluna bir felsefe ararken bunu Le Play’in ve özellikle Demalins’in öğretilerinde buldu; onların fikirleri Sabahattin’in şahsi teşebbüs ve adem-i merkeziyet doktrininin temelini teşkil etti. Son olarak, Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğinin ilk işlenmiş teorik formüllendirmesini kurduğu fikri çerçeveyi sosyolojide özellikle Emile Durkheim’in sosyolojisinde buldu.
Tanzimat I. ve II. Meşrutiyetle birlikte Osmanlı’da çeşitli fikir akımları ortaya çıktı. Bu akımlar; Osmanlıcılık, İslâmcılık, Türkçülük ve Batıcılıktır.
Birinci fikir akımı olan Osmanlıcılık; Osmanlı devletinin yıkılmaktan korunarak, sınırları içinde yaşayanları hangi soydan olursa olsun kaynaştırarak bir “Osmanlı milleti” kurmakla mümkün görür. Osmanlı milleti içinde Türk, Ermeni, Yahudi, Arnavut, Arap, Bulgar ve her soydan topluluk girecek “Osmanlı” olacaktır. Böylece milliyetçiliğin yol açtığı ayrılıklar, bağımsızlaşma çabaları önlenecek, herkes Osmanlı devletinin yücelmesi, eski günlerine dönmesi için çalışacaktır. Aslında Tanzimat’tan beri yapılan bütün girişimler, Osmanlının parçalanması içindir.
Osmanlıcılık fikri imparatorluğun Hristiyan uyrukları arasında milliyetçiliğin yayılmasına bir tepki olarak II. Mahmut yönetiminin son yıllarında Osmanlı yurtseverliği ortaya çıktı. İnanç ayrımı gözetmeksizin bütün uyruklarının eşit olduğunu ilan eden II. Mahmut’un kendisi tarafından başlatılan bu akım 3 Kasım 1839 Gülhane Hattı’nın yayınlanmasından sonra, Tanzimat devlet adamlarının ısrarlı çabaları sayesinde bir Osmanlıcılık ideolojisine dönüştü. İmparatorluğun kuruluşundan beri yanyana yaşayan farklı dinli milletlerden bir Osmanlı milleti yaratma politikasının amacı; Osmanlı devletinin birliğini korumaktı.
Genç Osmanlılar, Osmanlıcılık politikasını takip etmişlerdir. Osmanlıcılık politikası imparatorluğun Hristiyan nüfusu üzerinde milliyetçiliğin etkisini kontrol altına almada yetersiz kaldı.
Osmanlıcılık fikir akımı imparatorluktaki milletler arasında milliyetçilik hareketinin canlanması sonucunda bağımsızlıklarını kazanmalarıyla son buldu. Osmanlıcılığı savunanların başında; Sultan Abdülmecid, Ali Fuat Paşa ve Mithat Efendi’yi zikredebiliriz.
İkinci fikir akımı ise Tanzimat öncesinde ortaya çıkan, gayri müslim tebaya yeni haklar tanınmasıyla güçlenen, I. Ve II. Meşrutiyet dönemlerinde varlığını sürdüren İslamcılık akımı, devlet işlerinin kötüye gitmesinin tek nedenini şeriatın bütünüyle uygulanmaması olarak görür. II. Abdülhamit tahta geçtikten sonraki yıllarında Osmanlı güçsüzlüğünün farkına vardı. İmparatorluk birliğinin devam ettirilmesi de bir araç olarak panislavizmle sonuçlanacak olan İslamcılık politikasını takip etti.
İslamcılar için din bir cemiyetin esası, ana direğidir. Dinle millet birdir. Bütün İslam toplulukları aralarında hiçbir fark gözetilmeksizin halife etrafında birleşmelidirler. İslamcılar, hilafeti Müslümanların, birleşeceği manevi bir kurum olarak görüyorlardı. İsmalcılara göre milliyetçilik fikri imparatorluğun parçalanmasına yol açmakta ve ümmet fikrine karşıdır diyerek milliyetçiliğe tavır almışlardır. Doğuyu yenen Batı yalnızca teknik üstünlüğü olan Batı’dır. Aynı silahlarla ona karşı mücadele etmeli fakat manevi bakımdan çöküntü halinde olan Batı’dan hiçbir şey alınmamalıdır. Bu görüşte bir çok İslamcılar birleşiyorlardı.
Üçüncü bir fikir akımı da imparatorluktaki Türk’leri bir çatı altında toplamak ve Türkler haricindeki unsurları dışarıda bırakmak isteyen Türkçülüktür. Türkçülük, ittihad-ı İslâm fikrini savunan İslâmcılığa karşı milliyet fikrini öne sürmüştür. Osmanlı Müslümanları arasında Türk milli bilincinin ilk belirtileri için 19. Yüzyılın entelektüel hayatına özellikle de tarih ve dil yazınlarına bakılması gerekir. 19. Yüzyıl sonları ile 20. Yüzyıl başlarında Türkçülük hareketi, batıdan gelen milliyetçilik ve Türkçülük cereyanlarının yanı sıra diğer bir kaynaktan Rus Türklerinden, siyasal bir hız kazanmıştır.
Türkçülük politikası Abdülhamit’in panislavist politikasının başarısızlığı sonucu iyice kuvvetlendi. Türkçülük I. Dünya savaşından sonra Türk devleti olan Türkiye’nin kurulmasıyla başarıya ulaşıp uygulandı. Türkçülüğü savunanlar arasında; Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, İsmail Gasparlı, Ziya Paşa ve Ali Suavi’yi zikredebiliriz.
Dördüncü ve son fikir akımı da; Batılılaşmanın tek kurtuluş çaresi olduğunu belirten Batıcılıktır. Batılıcılığı savunanlar ikiye ayrılmaktadır. Batıcıların bir kısmı Batının sadece tekniğinin alınmasını, kültürel ve manevi değerlerinin alınmaması gerektiğini belirtiyorlardı. Bu batıcılar ılımlı batıcılar olarak nitelendiriliyordu. İslamcılar ve Türkçüler de batılılaşmayı bu şekilde algılıyorlardı.
Batıcıların diğer bir kısmı Jön Türklerin arasında doğan “kuvvetli ve üstün olan herşey Batı’dadır” şeklindeki hayranlık duygusundan ilham alıyorlardı. Aynı hayranlık Tanzimatçılarda da vardı. Şu farkla ki onlar geçmişten gelen bir çok şeyi değiştirmemeye karar vermişlerdi. Halbuki bu yeni batıcılar hayranlığın sonuna kadar giderek radikal bir değişme istiyorlardı. Doğudan gelen herşeyi “geri”, Batı’dan gelecek herşeyi “ileri” buluyorlardı. Bu hareketin başında içtihad dergisi ve onun sahibi Abdullah Cevdet ve arkadaşları, Celal Nuri Kılıçzade Hakkı, Ali Kemal bulunmaktaydı.
SONUÇ
Osmanlıda Tanzimat ile başlayan modernleşme hareketleri başarısız olmuştur. Osmanlıdaki modernleşme genel olarak tek bir model olarak, Batı çizgisinde olmuştur. Tanzimat Fermanının ilânına kadar tarihi bir zorunluluk olan modernleşme, bu tarihten sonra, yöneticiler tarafından topluma dikte ettirilen bir hareket olmuştur.
Tanzimat fazla ve hızlı modernleşmişti. Fakat buna rağmen batılılara yaranamamış ve 1856 ıslahat fermanı yayınlanmak zorunda kalınmıştır. Ferman Müslümanlar üzerinde tahripkar bir tesir göstermiş ve Osmanlı devletinin islami hüviyetini kaybettiği düşünülmeye başlanmıştır. Dolayısıyla Müslümanların şiddetli tepkileriyle karşılaşılmıştır. Çünkü devlet; halkına, örf ve adetlerine, inançlarına yabancılaşmaya başlamıştır.
Tanzimatçıların aşırı modernleşmeleri kültür taklitçiliği olduğundan Batı’nın kültürel köklerine inilmediğinden dolayı “müslüman” topluluğu temelinden sarsmıştır.
Osmanlıdaki modernleşme girişimlerin çoğu ya bir yenilgi sonucunda veya batılı devletlerin dayatması sonucunda acele olarak yapılmış girişimler niteliğini taşımaktadırlar. Yapılan yenilikler azınlıklara hitap etmiş ve azınlıkların Osmanlı içinde güç kazanıp birer imtiyazlı sınıf olmalarına yol açmıştır.
Tazminat ve ondan sonraki modernleşme hareketleri bütün başarısızlıklarına rağmen, yenilikleri başlatma ve onları devam ettirme açısından yararlı olmuşlardır. Evet modernleşme Osmanlı’yı kurtaramadı; ama Osmanlı’nın ömrünü uzatmaya yaradı ve Cumhuriyet dönemi inkılaplarını, reformlarını ve modernleşmesinin Tarihi, Sosyolojik ve toplumsal temellerini hazırladı.
Osmanlıdaki modernleşme hareketleri olan Tanzimat ve meşrutiyet dönemlerinde bir çok düşünce ve fikirler ortaya atılmış, tartışılmış, insanlar düşünmeye sevk edilmiş, halkın eğitim ve kültür düzeyi az da olsa artmıştır.
KAYNAKLAR
Atay, Mehmet; Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Modernleşme Çabaları. Milli Eğitim Dergisi, Sayı:143, 1999.
Bayraktutan, Yusuf; Türk Fikir Tarihinde Modernleşme Milliyetçilik ve Türk Ocakları, G.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara-1995.
Bolay, Süleyman Hayri; Osmanlıda Modernleşme, Milli Eğitim Dergisi, Sayı: 143, 1999.
Canatan, Kadir; Bir Değişik Süreci Olarak Modernleşme, İnsan Yayınları, Ankara-1995.
Coşkun, İsmail; Modernleşme Kuramı, İ.Ü.E.F. Yayınları, İstanbul-1989.
Eryılmaz, Bilal; Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, İşaret Yayınları, İstanbul-1992.
Karakaş, Ensar; Osmanlı Batılılaşması Sürecinde Pozitif Düşünce ve Yabancı Okullar, Yeni Ümit Dergisi, Sayı 35, 1997.
Kongar, Emre; Türk Toplum Bilimcileri II. Niyazi Berkes, Hazırlayan; İnan Özer, Remzi Kitabevi, İstanbul-1996.
Kuran, Ercüment, vd. Ortadoğu’da Modernleşme, İnsan yay., İstanbul-1995.
Lewis, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çev: Prof. Dr. Metin Kıratlı, T.T.K. Basımevi 7. Baskı, Ankara-1998.
Mardin, Şerif; Türk Modernleşmesi, İletişim Yay. İstanbul-1993.
Okyar, Osman; Osmanlı Çağdaşlaşması ve Politika, Liberal Düşünce Dergisi, Sayı: 7, 1998.
Ölmez, Adem; Osmanlı’dan Türkiye’ye Modernleşme Mücadelesi, Köprü Dergisi, Sayı: 61, İstanbul-1998.
Özkul, Osman; Modernleşme İle İnsanileşme İlişkisi/İlişkisizliği, Köprü Dergisi, Sayı: 61, İstanbul-1998.
Ülken, Hilmi Ziya; Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, İlken Yay. İstanbul-1994.
Bu yazıyı ilk değerlendiren siz olun
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Bilim ve Sanat
modernleşme olgusu